İstasyon

 



Yaklaşık on yıldır memleketin bu küçük kabasındaki tren istasyonunda hareket memuru olarak çalışıyorum. Burası yemyeşil manzarası ve sıcacık insanlarıyla meslek hayatımda en mutlu olduğum yer. Mesleğe atandığım ilk günden beri istasyonlar benim için sadece bir iş yeri olmamış türlü insan hikayelerine de şahit olduğum hemen hemen her gün kendimi farklı bir hikayenin içinde bulduğum bir yer olmuştur. Bazen durup öylece insanları seyrederim. İstasyon dolar, tren gelir ve istasyon boşalır. Her birinin farklı hikayesi olsa da istasyonlarda sadece iki duygu yaşanır; mutluluk ve hüzün.

Trenin acı sesi bazen insanların içlerinde kopan ayrılık acısına eşlik ederken bazen kalplerinden taşan mutluğun bir yansıması olur. Her istasyonun, o istasyonu bana hatırlatan bir hikayesi vardır. Gelinliğiyle sevdiğine kaçan Emine kızın hikayesi ya da istasyonda kaybolan ve yıllar sonra ailesini aramak için istasyona gelen küçük Ahmet’in hikayesi gibi.

Bu istasyonun hikayesi ise Candan hanımdır benim gözümde. İşe başlayalı bir hafta on gün olmuştu onu fark ettiğimde. Her gün bastonu elinde hafif tökezleyerek istasyona gelir. Tam saat beşi gösterdiğinde tren, istasyona yaklaşır. Candan hanım oturduğu yerden doğrularak trene doğru yaklaşır. Duran trenden inmeye başlayan yolcuları tek tek incelereyerek tanıdık bir suret arar. Yay gibi heyecanla gerilen kaşları trenin tamamen boşalmasıyla eski haline dönerek ona mahsus olan o hüzünlü bakışı verir. Arada bir arkasına bakarak istasyonu terk ederken dolan gözleri, istasyona yağmur olup yağardı sanki.Ona yaklaşarak derdini dinlemeyi ne kadar çok istesemde bunu hiçbir zaman beceremedim ama merakıma da daha fazla dayanamayarak çalışma arkadaşlarımdan birine onu sordum.

Candan hanım emekli bir öğretmenmiş ve bu kasaba onun ilk görev yeriymiş. Şehirde tanıştığı eşiyle de evlendikten sonra bu sevimli kasabaya yerleşmişler. Candan hanım, her sabah eşi Salim beyi bu istasyondan uğurlar. Her akşam okul çıkışı yine bu istasyonda karşılarmış. Bir gün, Salim bey hızlı adımlarla istasyona tek başına gelmiş ve gelen trene binerek gitmiş. Birkaç dakika sonra Candan hanım da tren istasyonuna gelmiş ama yetişememiş. O günden sonra Salim bey bir daha bu kasabaya hiç dönmemiş ama Cabdan hanım her gün mutlaka bu istasyona gelir ve kocasını beklermiş. Arkadaşım Candan hanımın bu istasyona gelmediği günü hiç hatırlamıyorum diye de ekledi.

Aradan geçen on yıl boyunca Candan hanımın inen yolcular arasında kocasını arayışını seyrettim.  Gerçekten de tek bir gün bile gelmediği olmamıştı.  Ta ki birkaç gün öncesine kadar. O gün, bu kasabada sıkıcı bir hava hakimdi. Adeta kötü bir haberin karanlığı tüm kasabalıları sarmıştı. Tam tren istasyona girmek üzereydi. Kasabalılardan bir koşarak yanımıza geldi ve Candan hanımın vefat ettiğini söyledi. Ardından duyulan trenin acı feryadı onu öksüz bırakan Candan hanım içindi. Sadece istasyon değildi boynu bükük kalan, tüm kasabayı da yapayalnız bırakmıştı.

Cenazesinden sonraki gün her birmiz hüzünle geldik istasyona ve saat tam beşi vurduğunda gözlerimiz kapıda onu aradı. Tren büyük bir gürültüyle durdu ve yolcular inmeye başladı. Hepimiz o an Candan hanım olduk ve yolcuları tek tek süzmeye başladık. Az sonra elinde bastonuyla fötr şapkalı yaşlı bir adam indi ve etrafına bakınmaya başladı. Heyecanla yerimden kalktım ve yanına gittim.

“Salim bey, siz misiniz?” diye sordum. Şaşkın bakışlarıyla beni süzdü.

“Hayır, karıştırdınız galiba” dedi.

“Evet, iyi ki o değilsiniz” dedim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siyah Nokta

İncir Reçeli