İncir Reçeli

 

Her çocuğun ruhuna dokunan bir öğretmeni olmuştur mutlaka diyordu sabah haberlerini sunan spiker. Bu cümleyi duyuncaya kadar söylediklerini hiç dinlememiştim. Soğuk bir Kasım sabahıydı ve benim yapacak bir sürü işim vardı. Çaydanlıktan çıkan buharın hırıltısı, kahve makinesinin sesi, tavada kızaran


patateslerin cızıltısı, çatallar, bardaklar bir de yetmezmiş gibi bu daracık mutfağa televizyon sokuşturmuştum. Kafamı dağıtıyordu, aslında baktığımda yoktu ama günümün çoğu bu küçücük mutfakta geçiyordu. Tüm hayatı bu altı metre karelik alana sığdırasım vardı. Yaşayan bir evdi bu ev; çoğunun hep özlemini duyduğu canlı, kanlı bir evdi. Bazen mutlu, bazen huysuz ve bazen de sessiz. Öyle sessiz soğuk bir sabahtı işte. Çaydanlıkta ki su öyle bir kaynıyordu ki adeta bana yeter artık diye bağırıyordu. Bense çıkan buharın cam davlumbazı okşayışını seyrediyordum. Aklımda sadece spikerin söylediği son söz vardı. Acaba benim de ruhuma dokunan bir öğretmen olmuş muydu? Okul hayatım bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden, birçok öğretmenimde olmuştu. Hatta içlerinde çok sevdiklerimde vardı ama benim ruhumu hangisi şekillendirmişti bilemedim. Oğlumun sesiyle kendime geldim. Elinde güzel bir paketle masaya oturdu. Çok heyecanlıydı, bugün öğretmenler günüydü.

“Anne incir reçeli var mı? Diye sordu.

Her sabah mutlaka masaya koyardım ama bu sabah unutmuştum. Hemen her yıl hazırlayıp şişe şişe kilere dizdiğim incir reçellerinden birini açtım ve oğlumun önüne bıraktım. Oğlum büyük bir iştahla yedi ve “Anne senin yaptığın bu incir reçellerine bayılıyorum” dedi. Ben de çok severdim incir reçelini annem yapımını kendi kendime öğrendiğimi söyler gururla anlatırdı.

O sabah herkes gittikten sonra bir bardak çay doldurup kendime vakit ayırmaya karar verdim. Tıpkı oğlum gibi bir dilim ekmeği alıp üzerine bolca incir reçeli sürdüm gözüm televizyondaki spikere takıldı tekrar. Hala öğretmenler gününden bahsediyordu. Emekli olduktan sonra incir reçeli yapıp satarak maddi durumu olmayan öğrencilere destek olan bir öğretmenin görüntülerini verdiler ekrana. Gülümseyerek elimdeki incir reçelli ekmeğe baktım, bir lokma aldım. Reçelin ağzımda bıraktığı tat sanki beni bir yere doğru çekmeye başladı. Belli belirsiz bir anı geliyordu gözümün önüne. Bilindik bir kokusu vardı bu anının ama bir türlü hatırlayamıyordum. Ekmekten bir ısırık daha aldım, aynı tat ve koku götürdü beni çok uzak bir zamana işte artık her şeyi hatırlıyordum. Beş yaşlarındaydım yaz tatili için memlekete gelmiştik, okulların açılmasına çok az bir zaman vardı. Memlekette Elif adında bir arkadaşım vardı. Ben köyü çok iyi bilmediğim için o sabahtan gelir beni alır ve köyü gezdirirdi. Son baharın henüz uğramadığı bir memlekette yemyeşil bir köydü burası. O zamanlar çocuklar sokaklarda istedikleri kadar kalabilirler ve başlarına hiç bir şey gelmezdi. Köyün hemen girişinde şirin mi şirin bir ilkokul vardı. Okulun karşısında ise o zamanlar anlamını bilmediğim lojman dedikleri bir yapı vardı. Elif ile okulun bahçesinde oynarken yüzünü hiç hatırlayamadığım genç bir adam elinde valizi ile gülümseyerek bize yaklaştı. Önümüzde diz çökerek seviyemize indi, ikimizin yanaklarını okşadı ve “güzel kızlar bana lojmanın yerini gösterebilir misiniz? “ diye sordu.  Heyecanla bu genç adamın önüne düştük ve lojmana kadar ona eşlik ettik. Lojmanın hemen önüne geldiğimizde bize teşekkür etti ve içeriye davet etti. Daha önce içine hiç girmediğim bu yapı beni heyecanlandırmıştı, bu teklifi kabul ettik ve hemen içeriye girdik. Genç adam valizini yere bıraktı ve fermuarını açtı. Valizin içi kitaplarla doluydu. Oldum olası kitaplar hep ilgimi çekerdi hemen yanına gittim. “ Bu kitapların hepsi senin mi?” diye sordum. Bana gülümseyerek cevap verdi.

“Hayır, ben bir öğretmenim, yaz aylarında büyük şehirlerden kitaplar toplayıp köydeki çocuklara getiririm” dedi. O zamanlar bu sözler benim için bir şey ifade etmese de iyi bir şeyler yaptığını anlamıştım.

“Siz burada kitaplara bakın bende yiyecek bir şeyler hazırlayayım” diyerek yanımızdan ayrıldı. Bir süre sonra dayanamayıp öğretmenin yanına gitmiştik bize çok güzel bir sofra hazırlıyordu. Tüpün üzerindeki tencere dikkatimi çekti ve ona ne yaptığını sordum. Tekrar diz çökerek seviyeme indi. O an fark etmiştim de bu adam bizimle her konuştuğunda diz çökerek gözlerimizin içine bakıyordu. O böyle yaptıkça ben de kendimi önemli biriymiş gibi hissediyordum. Yıllar sonra bende çocuklarımla bu aynı şekilde iletişim kuracaktım. “İncir reçeli, yardım etmek ister misin?” diye sordu. Bir taraftan yemeğimizi yiyor diğer taraftan da incir reçeli yapıyorduk. Hiç sıkılmadan bize incir reçeli nasıl yapılır anlatıyordu. Bir insan bildiği şeyi anlatırken nasıl bu kadar mutlu olabilirdi ki?

O gün hayatımda yediğim en güzel incir reçelini yemiştim üstelik nasıl yapıldığını da öğrenmiştim. Aslında o gün çok şey öğrenmiştim. Benimde ruhuma dokunan bir öğretmenim olmuştu. O benim ilk öğretmenimdi.

Akşam oğlum okuldan döndüğünde beni her zamanki gibi yine mutfakta bulmuştu koşarak yanıma geldi “Anne ne yapıyorsun? Diye sordu.

“İncir reçeli yapıyorum” dedim. Şaşkın şaşkın yüzüme baktı “Ama anne kilerde bir sürü var” dedi.

“Bunlar maddi durumu olmayan çocukların okuması için, sende bana yardım etmek ister misin? Dedim. Gülümseyerek başını salladı ve bende ona gülümsedim ama o benim neden gülümsediğimi hiçbir zaman bilemedi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siyah Nokta

İstasyon