Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Raf ömrü

Resim
Duyguların bile fast foodlaştırıldığı bir algoritma kültürünün içindeyiz. En insani hislerimiz, bu düzenin elinde raf ömrü kısa içeriklere dönüşerek hızla tükeniyor. Toplum artık hissetmiyor, tüketiyor. Acıyı paylaşarak değil, sergileyerek çoğaltıyor. İnsan, duygusunun öznesi olmaktan çıkıp vitrinine dönüşüyor. Bu hal, bireysel bir sapma değil; toplumsal bir olgu olarak çürümeyi hızlandırıyor

Siyah Nokta

Resim
SİYAH NOKTA Ne kötü bir gün, bugün. Güneş bile bir başka yakıyor sanki. Hiç sevmiyorum bu ayı. Elif de neden çıkardıysa beni balkona. Güneş banyosu yapacakmışım. Ben bu ayın güneşini de istemem yağmurunu da… “Anneciğim iyi geldi mi güneş?” “Beni niye çıkardın buraya, güneş yaktı gözlerimi.” “Güneşlen diye anneciğim. Hem etrafa bir bak. Hava çok güzel, kuşlar cıvıl cıvıl ve insanlar...” “Ne olmuş insanlara, bu sıcakta hiç işleri yokmuş gibi bembeyaz da giyinmiş hepsi. Düğün mü var bayram mı?” “Ne güzel işte, insana yaşama sevinci veriyor. Bak şu kadını görüyor musun? Ne kadar da havalı.” “Havası batsın. Simsiyah saçlarını beyaz gömleğinin üzerine nasıl da savuruyor. Kimin yuvasını söndürmeye gidiyor Allah bilir.” Elif hayal kırıklığı içinde gözlerimin içine baktı. Ben de inadına kaçırdım gözlerimi. Ben mi dedim beni balkona çıkar diye. İstemiyorum dedim, dinlemedi beni. “Allah aşkına anne bu kadar ön yargılı olma, belki işinde gücünde bir kadındır.” “Neyse ne… Odam...

İncir Reçeli

Resim
  Her çocuğun ruhuna dokunan bir öğretmeni olmuştur mutlaka diyordu sabah haberlerini sunan spiker. Bu cümleyi duyuncaya kadar söylediklerini hiç dinlememiştim. Soğuk bir Kasım sabahıydı ve benim yapacak bir sürü işim vardı. Çaydanlıktan çıkan buharın hırıltısı, kahve makinesinin sesi, tavada kızaran patateslerin cızıltısı, çatallar, bardaklar bir de yetmezmiş gibi bu daracık mutfağa televizyon sokuşturmuştum. Kafamı dağıtıyordu, aslında baktığımda yoktu ama günümün çoğu bu küçücük mutfakta geçiyordu. Tüm hayatı bu altı metre karelik alana sığdırasım vardı. Yaşayan bir evdi bu ev; çoğunun hep özlemini duyduğu canlı, kanlı bir evdi. Bazen mutlu, bazen huysuz ve bazen de sessiz. Öyle sessiz soğuk bir sabahtı işte. Çaydanlıkta ki su öyle bir kaynıyordu ki adeta bana yeter artık diye bağırıyordu. Bense çıkan buharın cam davlumbazı okşayışını seyrediyordum. Aklımda sadece spikerin söylediği son söz vardı. Acaba benim de ruhuma dokunan bir öğretmen olmuş muydu? Okul hayatım bir film şe...

İstasyon

Resim
  Yaklaşık on yıldır memleketin bu küçük kabasındaki tren istasyonunda hareket memuru olarak çalışıyorum. Burası yemyeşil manzarası ve sıcacık insanlarıyla meslek hayatımda en mutlu olduğum yer. Mesleğe atandığım ilk günden beri istasyonlar benim için sadece bir iş yeri olmamış türlü insan hikayelerine de şahit olduğum hemen hemen her gün kendimi farklı bir hikayenin içinde bulduğum bir yer olmuştur. Bazen durup öylece insanları seyrederim. İstasyon dolar, tren gelir ve istasyon boşalır. Her birinin farklı hikayesi olsa da istasyonlarda sadece iki duygu yaşanır; mutluluk ve hüzün. Trenin acı sesi bazen insanların içlerinde kopan ayrılık acısına eşlik ederken bazen kalplerinden taşan mutluğun bir yansıması olur. Her istasyonun, o istasyonu bana hatırlatan bir hikayesi vardır. Gelinliğiyle sevdiğine kaçan Emine kızın hikayesi ya da istasyonda kaybolan ve yıllar sonra ailesini aramak için istasyona gelen küçük Ahmet’in hikayesi gibi. Bu istasyonun hikayesi ise Candan hanımdır be...